
Duygusal Netlik
- RECEP EMIRHAN ATLIAKIN
- 21 Nis
- 1 dakikada okunur
İyileşmeye giden yol, her bir duygunun kendine özgü net bir biçimde ifade edilmesinden geçer. Çoğu zaman ruhsal bir sıkıntının içinden geçerken hissettiklerimizi "kötüyüm", "mutsuzum" ya da "gerginim" gibi geniş ve muğlak kelimelerin içine hapsederiz. Oysa zihnimizdeki o devasa düğümü çözmeye başlamanın ilk adımı, hissettiğimiz o karmaşayı tek bir renk paletiyle değil, her bir tonuyla birbirinden ayırabilmektir. Duygunun adını koyamadığımızda, o duygu bedende isimsiz bir yük olarak kalmaya devam eder.
İsimsiz Acının Nörobiyolojisi
Nörobilimsel bir perspektifle baktığımızda, bir duyguyu "adlandırmak" (affect labeling), beynimizde muazzam bir denge kurar. Biz duygumuzu "Şu an sadece üzgün değilim, hayal kırıklığına uğramış ve biraz da terk edilmiş hissediyorum" şeklinde netleştirdiğimizde, amigdalamızdaki o alarm veren "savaş ya da kaç" tepkisi yatışmaya başlar. Prefrontal korteksimiz devreye girer ve o kontrolsüz duygusal fırtınayı anlamlı bir zemine oturtur. Yani duyguyu net ifade etmek, sadece bir edebiyat çalışması değil; beynimizi biyolojik olarak sakinleştirme eylemidir.
Tanımlanmış Duygu, Özgürleşmiş Kendilik
Psikoterapi odasında aradığımız o ferahlık, genellikle "anlatılamaz" sanılanın anlatılabilir hale gelmesiyle başlar. Eğer bir duygu; öfke mi, utanç mı, yoksa derin bir yetersizlik mi olduğu ayırt edilemiyorsa, o duyguyla çalışmak imkansızdır. Duygunun kendine özgü biçimini netleştirdiğimizde, onun nereden geldiğini, hangi geçmiş yaşantımızın bir yankısı olduğunu ve bugün bize ne söylemeye çalıştığını anlamaya başlarız.
Yolun Sonu: Kendine Dürüstlük
Sonuç olarak iyileşme, her şeyi bir anda düzeltmek değil; her şeyi olduğu gibi adlandırma cesaretini göstermektir. Kendimize "şu an tam olarak ne hissediyorum?" diye sormak ve cevabı en çıplak haliyle kabul etmek, zihnimizdeki o karmaşık haritayı netleştirir. Sonrasında değiştirebileceğimiz bir zemine gelmiş oluruz.



Yorumlar